Yurtta Sulh Konseyi Yoktur, Olması Mümkün Değildir!

Yurtta Sulh Konseyi Yoktur, Olması Mümkün Değildir!
09/11/2023

Sözde Yurtta Sulh Konseyi Nedir?

Darbe davaları kapsamında yapılan ev ve iş yeri aramalarında Albay Serkan Vurdem ve Binbaşı Metin Gümüşburun’un odalarında “1960 İhtilal Yargılamaları Duruşma Tutanaklarının Aslı” notları ve “İhtilal Çıkmazı” kitabı bulunmuştur. Bu iki doküman, Harp Okulu derslerinde kullanılmaktadır ve yıllardır silahlı kuvvetler envanterinde bulunmaktadır. Her iki dokümanda da 1960 Darbesi’nin Türk Silahlı Kuvvetlerine ne denli zarar verdiği anlatılmaktadır. Bu dokümanların mahiyeti ve içeriği bu şekilde olmasına ve tamamen darbe karşıtı yayınlar olmasına karşın; tam tersi bir anlayış ile darbenin fikri altyapısı ve sözde konseyin de dayanağı olarak kabul edilmiştir. Ve bu hatalı çıkarıma rağmen de odalarında bu dokümanlar bulunan bu iki asker şahıs, sözde konseyin fikri altyapısının mimarları olarak anılmakta ancak tezat bir şekilde sözde konseyde yer almamaktadırlar!


Hulusi Akar İsmi “Sıkıyönetim Direktif Mesajı”nın Altında

Yurtta Sulh Konseyi ifadesi, 15 Temmuz akşamı çekilen Sıkıyönetim Direktif Mesajlarında geçmektedir. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı Kurmay Albay Muhsin Kutsi Barış’ın ifadesinde, "Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler'in emriyle verilen ya da verildiği iddia edilen ve Sıkıyönetim Direktif Mesajı içeren CD’de, aynı metnin altında Yurtta Sulh Konseyi yerine Hulusi Akar'ın ismi yazılı ikinci bir mesaj olduğu raporu vardır. Ben bu rapordan aynen cümleyi okuyorum size: ‘Aynı mesaj metninin altına Yurtta Sulh Konseyi ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın isimlerinin yazdığı farklı iki mesaj kopyası tespit edilmiştir.’ demektedir.

Yine iddianamede "Bir an için konseyde sivillerin de olabileceği düşünülmüşse de, sözde sıkıyönetim direktiflerinin 7. maddesinde Yurtta Sulh Konseyinin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta birliği içinde teşkil edildiği vurgusu ve örgütün darbe planının yapılması ve icrası görevini kendi gözetimi ve koordinasyonunda, asker üyelerine vermesi karşısında bu yapılanmanın tamamen askerlerden teşekkül ettiği anlaşılmıştır.'' diyor. Yani iddianame bu cümlelerle sözde Yurtta Sulh Konseyinin emir komuta birliği içinde teşkil edildiğini kabul ediyor ve kendi ifadeleri ile söylüyor. 

Albay Muhsin Kutsi Barış da ifadesinde “MEDAS Bilirkişi Raporunda bu tespit şu ifadelerle yer alıyor, buyrun delil, belge. Sol taraftaki Yurtta Sulh Konseyi Başkanı yazılı mesaj. Bu her tarafa giden mesaj. ‘İmzalıdır. Yurtta Sulh Konseyi Başkanı yazısının bulunduğu görülmüştür.’ diyor. Bunu diyen bakın Genelkurmay'ın oluşturduğu MEDAS Bilirkişi Heyetinin yazdığı raporu okuyorum size.

Şimdi diğer sayfaya geçiyoruz, sayfanın alt kısmında Hulusi Akar, General, Yurtta Sulh Konseyi Başkanı yazısının bulunduğu görülmüştür diyor.” şeklinde izah ederek, aslında 15 Temmuz gecesi iki farklı emir ile Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin nasıl tuzağa çekilmesinin planlandığını izah ediyor.


İddianamede Sadece 4 Sayfa

Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı Kurmay Albay Muhsin Kutsi Barış’ın yargılandığı Çatı Davasının iddianamesi üç cilt olup 2589 sayfadan oluşmaktadır. İddianame, karakteristiğine aykırı olarak her konuyu çok detaylı olarak anlatmıştır. Çatı Davasının taşıyıcı kolonlarını oluşturması beklenen Yurtta Sulh Konseyi’ne ise sadece 4 sayfa yer ayırmıştır. Bundan da hayalî isim listesi çıkarıldığında sadece 2,5 sayfa kalmaktadır. Yalnızca bu yüzeysel gözlem bile Yurtta Sulh Konseyi iddialarının ne kadar zayıf, belge ve delillerden uzak olduğunu gösterir mahiyettedir.


Belge ve İfadeye Rastlanmamıştır!

İddianamede geçen şu ifade ise aslında bu suçlamaların tartışmaya bile değer olmadığını açıkça ortaya koymaktadır: “Soruşturma sırasında Yurtta Sulh Konseyinin üyelerinin kimlerden oluştuğuna yönelik bir belge ve ifadeye rastlanmamıştır.”

Albay Muhsin Kutsi Barış bu durumu şu şekilde özetlemiştir:

”İddianamede darbe teşebbüsü ile ilgili planlamalara Aralık 2015'te başlandığı belirtilmiş. Eğer bunu esas alacak olursak, şunu da kabul etmemiz gerekir ki sözde konsey Aralık 2015'ten daha önce kurulmuş olmalı ki planlamalar o tarih itibarı ile başlasın. İddia edildiği gibi darbe teşebbüs toplantıları bu tarihte başladıysa ve toplantılar da konsey üyelerinin katılımı ile yapılması gerekecekse, iddia makamının yapacağı şey çok basittir. Öncelikle bu toplantıların nerede ve kimlerin katılımı ile yapıldığını ortaya koymalıdır. Sonra iddia edilen tarihten olayın yaşandığı tarihe kadar sözde konseyin üyelerinin telefon irtibatları ve HTS baz istasyon bilgileri gün gün, saat saat tespit edilerek dosyaya kazandırılmalıdır. Ben esasen böyle bir çalışmanın yapıldığını, ancak otuz sekiz kişi olarak belirlenen sözde konsey üyelerinin arasında anlamlı bir ilişki kurulamadığı için yapılan çalışmanın dosyaya özellikle kazandırılmadığını düşünüyorum. Anlamlı bir ilişkinin olması da zaten mümkün değildir sayın başkan. Böyle bir konsey yok çünkü böyle bir konsey hiç kurulmamıştır, hiçbir zaman da var olmamıştır.”


Sözde Konsey Üyeleri 15 Temmuz Gecesi Neredeler?

Albay Muhsin Kutsi Barış devam ediyor: ”Bu nasıl bir konsey ki son planlama, sevk ve idarenin yapıldığı gün ve gecesinde iddia edilen üyelerden kimisi Diyarbakır’da, kimisi Şırnak’ta, kimisi İstanbul’da, kimisi Polatlı’da, Akıncı’da, Genelkurmay Karargâhı’nda, kimisi 28’inci Tugay’da, kimisi Zırhlı Birlikler’de, kimisi Kara Havacılık Okulu'nda ve daha başka başka yerlerdeler. Bunlar nasıl karar aldı? Askerlikten anlayan kime sorarsanız sorun, vicdanlar size şunu söyleyecektir: bu kişilerden böyle ciddiyetsiz, saçma, acemi, hatalı, askerî gereklere uygun hiçbir yanı olmayan bir plan çıkmaz, çıkamaz.”


Sözde Konsey Üyeleri 15 Temmuz Gecesi Ne Yapıyorlar?

Konsey üyesi olmakla suçlanan kişilerin böyle bir karar mekanizması içinde bulunmalarının uygulama açısından da pratikte imkansız olduğunu Albay Muhsin Kutsi Barış şöyle açıklıyor: “O akşam Kara Havacı olarak uçan bir helikopter pilotunun konsey üyeliği ile suçlanması akılla izah edilebilir bir durum değildir. İddianameye göre konsey en üst yapıdır. O gece uçuş yapan bir pilot konsey üyesi falan olmaz. Türkiye çapında darbeyi planladığı ve yönettiği iddia ediliyor ama adam o gün uçuyor. 15 Temmuz’da Yurtta Sulh Konseyi’nde olan bir pilot uçamaz. Benim teknik olarak ortaya koymaya çalıştığım şey bu zaten. Yoksa mümkün mü sayın başkan, adam uçuyor ama darbeyi yönetiyor otuz sekiz kişilik konseyin içinde, böyle bir şey yok, olamaz. Bunun gibi iddianamede konsey üyesi olarak gösterilip o gün tabur, alay komutanı olanları hatta o icracı birimlerin kurmay başkanı ve tugay komutanlarını da eklerseniz, sözde listedeki icracı personel sayısı on beşe çıkmaktadır.”

Yine sözde konsey üyelerinin rütbe, sınıf, bağlı olduğu kuvvet ve görev yeri gibi hususları da incelendiğinde, hem bir darbe icrası hem de sonrası için hiçbir açıdan tutarlılığı olmayan bir liste ortaya konduğu görülmektedir. 


İki Gizli Tanık: Ne “Gizli”, Ne De “Tanık” Olmuş..

Sözde Yurtta Sulh Konseyi ile ilgili delil olmaya yanaşabilecek tek olgu tanık ifadesi. Bu konuda da çok detaylı ve tek yanlı bir inceleme sonucunda bile iddianamede sadece iki gizli tanık ifadesine yer verilebilmiş. Bu tanıklar ise sonradan gerçek kimliklerini açıklamayı tercih ederek gizliliklerini ortadan kaldırmışlardır. Yine tanıkların ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla bu kararı almalarına, kendilerine istenilen şekilde ifade vermeleri karşılığında bulunulan vaatlerin yerine getirilmemesi sebep olmuş.

Gizliliklerini kendi kendilerine ortadan kaldıran bu iki şahıs, tanıklıklarını da yine kendi kendilerine çürütüyorlar. Bunu açıklar nitelikte bazı ifadelere yer verilebilir. Halil İbrahim Yıldız, kendisine ifadelerini neden değiştirdiği sorulduğunda “Şöyle söyleyim efendim benim kollukta verdiğim ifade o esnada kurgu olarak yaptığımız ifadeydi.” şeklinde cevap veriyor. Hakan Bayık da kendisine, yapıldığını iddia ettiği toplantılarda konsey namına bir şey duyup duymadığı sorulduğunda, konsey ile ilgili bir şey duymadığını söylüyor. Her iki tanık da günlerce bir villada toplantı yaptıklarını, kendilerinin darbe planlayan bir oluşum üyesi ve çekirdek kadrosunda yer aldıklarını iddia ve kabul ediyor ve fakat, her ne hikmetse darbenin yönetici kadrosunu içerdiği iddia edilen sözde konseyde yer almıyorlar!

Bu iki tanık ile ilgili çarpıcı bir diğer bilgi ise, bu şahısların İzmir’deki casusluk davasında tanık olarak kullanılmasının planlandığı fakat 15 Temmuz gerçekleşince buna gerek kalmadığı tespitidir.

 

Yok’un İspatı

Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı Kurmay Albay Muhsin Kutsi Barış ve sözde konsey üyesi olduğu iddia edilen diğer sanıklar, evrensel hukukta hiçbir şekilde yeri olmayan “yok”un ispatını sağlamak zorunda bırakılmışlardır.

Albay Muhsin Kutsi Barış, hem meslek hayatı boyunca hem de 15 Temmuz günü ve devamındaki süreçte de olduğu gibi yine imkansıza yakın bir vazifeyi yerine getirmek zorunda kalmıştır. Bu kapsamda, sözde yurtta sulh konseyinin olmadığını teknik, pratik, mantıki açılardan ispatlayarak ortaya koymuş ve somut örnekler ile delillendirmiştir.

“15 Temmuz’a giden süreçte”, “15 Temmuz sonrası için”, “15 Temmuz gecesinde icra edilmek üzere” sinsice bir tuzak kurulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin büyük bir çoğunluğu ise kanunen uymak zorunda oldukları şekliyle emirlere itaat etmişlerdir. Bu tuzağı kuranlar ise farklı bir görüntü vererek, önceden hazırlanmış listeleri hedef haline getirmiş ve ülkeyi telafisi mümkün olmayan bir felakete sürüklemişlerdir. Bu süreçte en haksız muamelelere maruz kalan herkes, en yakın zamanda gerçeklerin ortaya çıkmasını beklemektedir. Bizim de bu konuda inancımız tamdır!


Mahir Çetin