Artık Hiç Kimse “BİLMİYORDUM” Demesin!! (2)

Artık Hiç Kimse “BİLMİYORDUM” Demesin!! (2)
18/12/2023

(15 Temmuz İfadeleri Nasıl Alındı? - 1)

Bu serinin bir önceki (giriş) yazısında, 15 Temmuz ile ilgili yaygın olarak bilinenlerin neler olduğundan ve medya aracılığıyla yayılan bilgilerin kaynağından bahsetmiştik. Bu kaynakların önemli bir kısmını yayınlanan ifadeler oluşturmaktadır. İşte bu yazımızda da bu ifadelerin hangi şartlar altında, “tehditle” ve “işkence” ile alındığını, daha doğrusu yaşanmamış olaylardan oluşan metinlerin nasıl zorla imzalatılmaya çalışıldığını örnekleri ile açıklamaya çalışacağız.

Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı Kurmay Albay Muhsin Kutsi Barış savunmasında, yargılananların ifadelerinin ne gibi yöntemlerle alındığını izah etmiştir. Toplu olarak yapılan bu yargılamalarda öncelikle kendisi ile benzer durumda olan diğer sanıklardan ifadelerin nasıl alındığını, daha sonra da bizzat kendi yaşadıklarını dile getirmiştir.

Üsteğmen Kübra Yavuz’a Ölüm Tehdidi ve Şahit Oldukları

Üsteğmen Kübra Yavuz anlatıyor: “Mesaideyken odama Albay Mustafa Köksal geldi ve Genel Sekreter Tümgeneral İrfan Özsert’in beni çağırdığını söyledi. İçeride İrfan Özsert general, Zekai Aksakallı general ve 3-4 tane daha özel kuvvetler personeli vardı.” Daha sonra Zekai Aksakallı, genç kadın subaya bağırmaya başlıyor. Kübra Üsteğmen devam ediyor: “İrfan Özsert de destekler vaziyetteydi. Sonra 'Bunun tek bir yolu var, ya idam olacaksın ya da serbest kalacaksın.’ şeklinde ölüm ve işkence tehditleri yapmaya başladı.”

Kübra Üsteğmen daha sonra Albay Mustafa Köksal tarafından başka bir odaya götürülüyor. Burada ellerine plastik kelepçe takılıyor. Bir minibüs ile atış poligonuna getiriliyor. Hakaretler ile kimlik kartları alınıyor. Gözlerini bağlayıp beton üzerine belli aralıklarla oturtuyorlar. Bu kısımla ilgili olarak Kübra Üsteğmen şöyle diyor: “Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum.” Daha sonra elektrik verilme sesi ve çığlıklar duyulmaya başlıyor. Ardından sorgu için bir odaya alınıyor. Burada gözlerini açtıklarında, bir sandalyede oturan Binbaşı Asım Şanöz’ü görüyor. Ona yapılan işkencelere şahitlik ediyor Üsteğmen Kübra Yavuz. İki gün boyunca burada tutulup uyumalarına, uzanmalarına izin verilmiyor. Tuvalet ihtiyacını nasıl giderdiğini ve bunun gibi başka insanlık suçlarını da mahkeme huzurunda ifade ediyor.

Vahşeti Yaşatanlar Terfi Ettirildi..

Albay Muhsin Kutsi Barış bir tespitte daha bulunuyor: “Genelkurmay Başkanlığı Atış Poligonunda yaşanan vahşetin nasıl olduğunu, işkence yapan Özel Kuvvetler Komutanlığı ekibinin başında Albay Oğuz Tozak ve Albay Ertuğrul Erbakan'ın bulunduğunu işkenceye bizzat maruz kalan Binbaşı Asım Şanöz ve diğer sanıkların ifadelerinden öğreniyoruz. Tozak ve Erbakan'ın 2017, Albay Mustafa Köksal'ın 2018 yılı YAŞ kararlarıyla generalliğe terfi ettirildiklerini de bilmeniz açısından dikkatlerinize sunuyorum. Yapanlar, yapılanlar ve yapılanlardan sonra taltif edilenler. Tarih bunları yazıyor.”

Düşman Bir Devlete Esir Düşsem, Bu Muameleye Maruz Kalmazdım!

İşkence gören bir diğer asker olan Yüzbaşı Erdem Eraslan’ın ifadeleri ise şöyle: ''Şu an karşınızda kendini bir gece anlamsız olaylar zinciri içerisinde bulan, bir gecede hiçbir delil olmadan terör örgütü üyesi ilan edilen, bu milletin bağrından çıkmış şerefli bir Türk subayıyken, insanın insana yapmayacağı türden aşağılık muameleler yaşamış, şahit olmuş ve birinci ağızdan dinlemiş birisi olarak bulunuyorum. Düşman bir devlete esir düşsem maruz kalmayacağım muamelelere kendi öz yurdumda maruz kaldım. Hayvana dahi reva görülmeyecek bu işkenceleri bizzat yapan, göz yuman, sorumlu ya da amir konumunda olan herkesten şikayetçiyim." diyor.

İfadesinin devamında Yüzbaşı Eraslan şunları ilave ediyor: “En aşağılık şekilde sözlü ve fiili olarak işkenceye maruz kaldık. Ellerim arkadan kelepçeli vaziyette etrafımdaki polislerin öfkeli bakış, küfür ve tekmeleri eşliğinde spor salonundan içeriye girdim. İçeride gördüğüm manzarayı tarif etmekten acizim. Ortada tam bir vahşet hali vardı. Başını kaldıran ya da oturuşunu bozanlara küfür edip dövüyorlardı. İçinde bulunduğum grupla salona girerken, elinde evlilik yüzüğü olan bir arkadaşa orada bulunan iki kadın polisten sarı saçlı olanı ‘O yüzüğe artık ihtiyacın kalmayacak karın ve çocukların bizim ganimetimizdir. Kundaktaki kızın bile kötü yola düşecek' şeklinde, bir kadına ve insana yakışmayacak sözler sarf etti.”

Sorgulanan başka bir pilot binbaşından, birisi kadın olmak üzere 8-10 polis tarafından çeşitli işkenceler yapılmak suretiyle ifade vermeye zorlandığını ve savaşta esir kamplarında yapılmayacak tarzda kadın subaylarla aynı yerde tutulduklarını, bu kadın subayların yaklaşık 800-1000 erkek ile aynı tuvaleti kullanmaya mecbur edildiğini de öğreniyoruz.

Acının Ne Olduğunu Burada Yaşadım!

İnsanlık dışı muameleye bir diğer örnek de Kurmay Albay Tanju Poshor’un yaşadıkları. MİT olduğu sonradan anlaşılan yere götürülüyor. Götürüldüğünde zaten yaralı. Yaşadıklarını ise kendi cümleleri ile ifade edelim: “İlk önce beni sırt üstü yere yatırdılar, içlerinden oldukça yapılı ağır birisi göğsüme oturdu. İki dizi ile kollarıma bastırdı, bir poşet ile yüzümü kapattı, kuvvetle bastırdı.” Bundan sonra insan vücudunun en hassas yerlerine, dayanılmaz işkenceler uygulandığını anlatıyor. Devamında ise “Acının ne olduğunu burada yaşadım. Kaç saniye sürdü bilmiyorum. Nefessiz kaldım. Vücudumda ne kadar sıvı varsa bulabildiği yerden çıktı. Ağzım yüzüm poşet ile kapatıldığından kusmuğumun bir kısmını nefes almaya çalışırken yuttum.” şeklinde bazı detaylar veriyor. Bu işkencelere maruz kalan Albay Tanju Poshor ise aynı zamanda gazi ünvanı olan bir asker! 

Utancımdan Kendimi Çatıdan Atarak Öldürmek İstedim

Bir başka örnek olarak Albay Muhsin Kutsi Barış şunları naklediyor: “19. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden Muhafız Alayı davasında H.C., ismini açık olarak yazamıyorum, insanlığımdan utandım, kanım dondu. Benim kanım dondu sayın başkan. Diyor ki; ‘Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde beni sorgulayan polis olup olmadığını bile bilmediğim kişilerin ağır işkencelerine maruz kaldım.’ gerisini okuyamıyorum. Diyor ki: ‘Kendimi çatıdan atarak öldürmek istedim, bunu bile başaramadım.' diyor utanç içinde.” Yapılan hukuksuzlukların ve insanlık dışı muamelelerin ne boyutlarda olduğunun anlaşılması, ibret alınması için ancak bu kadarını beyan edebiliyor. 

İşkence Merkezleri

İfadelerin tamamı okunduğunda polis merkezlerinin yanı sıra, herhangi bir kolluk görevi bulunmayan Genelkurmay Başkanlığı ve Özel Kuvvetler Komutanlığının birliklerinde de işkence merkezleri kurulduğu anlaşılıyor. Emekli olmuş kişilerin de herhangi bir yetkisi olmadığı halde bu merkezlere girebildiği ve sorgulama yaptığı görülüyor. Sıralı amirlerin bilgisi haricinde böyle bir şey yapılması mümkün değildir. Buralarda yapılanlar, kamera görüntüleri ve görgü tanıklarıyla da sabittir.

Sistematik Olarak Bir Merkezden Yönetildiği Belliydi

Albay Muhsin Kutsi Barış, başka sorgu merkezlerinden neden alıntı yaptığını da şöyle izah ediyor: “İki spor salonunda yapılan işkenceler aynıydı, sistematik bir merkezden yönetilen işkencelerdi bunlar.” Diğer spor salonlarında yaşananların aynısının kendi bulunduğu yerde de yaşandığını tespit ediyor.

Yüzbaşı Erdem Eraslaan’ın da aynı tespiti yapmış olması da dikkat çekici. Yüzbaşı Eraslan’ın “Polisler sigara veya başka menfaatler karşılığında asker ve uzman çavuşlara kendi komutanlarına dayak attırdı, küfür ettirdi. Benzer eylem ve söylemler salondaki pek çok polis tarafından da tekrar ediliyordu. ‘Eş ve çocuklarınız bizim ganimetimiz oldu.’ benzeri ifadelerin farklı gözaltı merkezlerinde de söylendiğini, yerler farklı olsa da aynı söylem ve yöntemlerin her yerde uygulandığını cezaevinde kaldığım 16 ay boyunca birçok kişiden dinledim” beyanı, bu durumu da destekler mahiyettedir.

Kimliği sonradan tespit edilen Tahir Darbazoğlu isminde bir polisin sarf ettiği “Eş ve çocuklarınız artık ganimetimizdir. Sizin nesebinizi kurutacağım, soysuz sopsuz yapacağım!” sözleri de bu konunun somut örneklerinden bir tanesini oluşturuyor.

İşkence Suçlarında Zamanaşımı Yoktur!

Bütün bu anlatılanlar, 15 Temmuz yargılamalarının hangi şartlar altında yapıldığının ve 15 Temmuz ile ilgili olarak şu an bilinenlerin nasıl da yanlış olduğunun en belirgin göstergeleridir.

Bunca delile rağmen, kendi askerine bu insanlık dışı muameleyi yapanlar, izin verenler ve göz yumanlar hakkında hiçbir soruşturma açılmaması hukukla izah edilebilecek bir durum değildir. Ancak çok iyi bilindiği gibi işkence bir insanlık suçudur ve işkence suçlarında zamanaşımı yoktur. 

Mahir Çetin
 

Kaynak

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan 13/03/2019-14/03/2019 tarihli duruşmalardaki Albay Muhsin Kutsi Barış'ın OBS ile kaydedilen savunmasına ait çözüm tutanağı.